http://www.hristiyan.net

 

Temeller Ana Sayfa

 

Kitap Ana Sayfa

 

9. SOSYAL KONULAR

 

GİRİŞ

BİR TOPLUM İÇİNDE YAŞAMAK

1. GURUR

a) Kutsal Kitap öğretisi

b) Gurur alanları

c) Gururun biçimleri

d) Gururun iyileştirilmesi

 2. AÇGÖZLÜLÜK

a) Putperestlik

b) Allah’ın açık olan emirlerine itaatsizlik etmek

c) Başkalarına karşı günah işlemek

d) Başkalarına haksız davranmak

e) Kilisedeki sorun

3. KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR

a) Zevk için ilaç ya da uyuşturucu kullanmak

b) Sigara İçmek

c) Alkol kullanımı 

4. KENDİ KENDİMİZİ KONTROL ETMEK

a) Konuşma

b) Kızgınlık

c) Oburluk

5. BAĞIŞLAMA

a) Allah ve bağışlama

b) Birbirimizi bağışlamak

6. İYİLİK YAPMAK

a) Kurtuluşumuzun amaçlarından biride iyi işler yapmaktadır

b) İyi olmak imansızlar için iyi tanıklıkta bulunmak demektir

c) Başka inanlıları inançlarında teşvik etmek demektir 

7. SEVGİ

BİR MİLLET İÇİNDE YAŞAMAK

1. IRKÇILIK

a) Kutsal Kitap öğretisi

b) Bilimsel kanıt

2. AYRIMCILIĞIN BAŞKA BİÇİMLERİ

a) Sosyal ayrımcılık

b) Dini ayrımcılık

c) Cinsel ayrımcılık

d) Fiziksel ayrımcılık

3. MİLİYETÇİLİK

a) Bir inanlı her şeyden önce Allah’a tabi olmalıdır

b) Milliyetimiz ruhsal anlamda bizim kurtulmamızı sağlaya-maz

c) Bir imanlının ülkesine karşı olan sevgisi sezgin olmalıdır

d) Gerçek bir milliyetçi başka milletlere saygı göstermelidir

4. İNSAN HAKLARI

ÖZET

 

9. BÖLÜM

 

SOSYAL KONULAR

GİRİŞ

 

 

S

osyal ahlak derken acaba neden bahsediyoruz? Aslında Hıristiyan ahlakının tamamı sosyal ahlak olarak değerlendirilebilir. Kutsal Kitap yaratıcımız olan Yüce Allah ile ilişkimiz olduğunu öğretmektedir. Aynı zamanda bizim gibi Allah tarafından yaratılmış olan diğer insan kardeşlerimizle aynı dünyayı paylaşıyoruz. Bu noktada bizim davranışlarımız Allah ile ve insanlarla olan ilişkilerimizi etkiliyor.

Bu bölümde arkadaşlarımız, komşularımız ve diğer kişilerle olan ilişkilerimizi gözden geçireceğiz. Kısacası samimi bir Hıristiyan olarak bir toplum içinde yaşamanın ne demek olduğunu birlikte etüt etmeye çalışacağız. Daha sonra da bu davranışlarımız ve ilişkilerimiz noktasını bir millet içinde değerlendirmeye çalışacağız.

 

 

BİR TOPLUM İÇİNDE YAŞAMAK

 

Allah insanın yalnız olmasını istememiştir. Zaten başlangıçta “...adamın yalnız olmasını” iyi görmeyerek ona eşini vermiştir. Böylelikle “erkek ve kadın” “insanı” oluşturmuşlardır. Sonra Allah’ın verdiği “çoğal” ve “hükmet” emriyle insan bu büyük sorumluluk altında kendi toplumsal yaşamını oluşturmaya başlamıştır. Demek ki, bir kişinin söylediği gibi “hiçbir insan bir ada değildir.” Yani tek başına yaşayamaz. Toplum içinde ilişkileri vardır. Allah’ı bütün varlığı ile sevmesi beklenen insan, aynı zamanda komşusunu da kendisi gibi sevmek zorundadır. Görüldüğü gibi ilişkiden kaçması düşünülemez. O zaman bu ilişkilerin de Allah öğretisi doğrultusunda olması bu konudaki Hıristiyan ahlakını oluşturmaktadır. Bu noktada insan davranışlarını ve kelamın bu davranışlar üzerindeki öğretilerini değerlendirelim.

 

1. GURUR

 

Gurur birçok günahın kaynağı olduğu için oldukça bir günahtır. “Kök”[1] günahtır diyebiliriz ve bu köke bağlı ortaya çıkan ve büyüyen günahlar vardır. Kendini kandırma,[2] Allah’ı unutmak,[3] katı kalpli olmak,[4] başkalarını yermek,[5] başkalarını küçümsemek,[6] kavgacı,[7] şiddete düşkün,[8] baskıcı ya da sömürücü,[9] başkalarına haksiz davranmak[10] ve en ciddisi Allah’ı küçümsemek,[11] bu günahın çok çetin örnekleridir. İnsan gururu insanı Allah’a karşı başkaldırtan en büyük etkendir.

Gurur, kendimiz hakkındaki gerçeği ve gerçeğin aslını ciddi bir çarpıtmadır. Bir kişi ya da bir gurup insan kendileri hakkında gereğinden fazlaca düşünmeye başlarlarsa, gurur orada etkin olmaya başlayacaktır. Bunun sonucunda da Allah’ın yüceliği aşağıya çekilmeye başlar. Sonra ancak Allah’a ait olan onur, yavaş yavaş bir insana ya da guruba mal edilmeye çalışılır.

 

 

a) Kutsal Kitap öğretisi

Kutsal Kitap kendisini yüceltmeye başlayanlara karşı oldukça net bir şekilde karşı koymaktadır. Yücelik Allah’ındır. Her şeyin sahibi ve yaratıcısı Allah’tır. Bu nedenle Babil kulesinde bir kule yapıp göklere, Allah’ın tahtına ulaşmaya kalkışan insanların çabaları Allah tarafından boşa çıkarılmıştır.[12]

Kutsal Kitap’ta gururlanan ve gururları sonucunda başlarına gelmedik kalmayan kişilerin örnekleri ile doludur. Kral Saul ve oğlu Abşalom kendi onurları, yücelikleri için anıtlar diktirmişlerdir.[13] Babil kralının da gururu kendi sonunu getirmiştir:

 

“Ey parlak yıldız, seherin oğlu, göklerden nasıl düştün! Sen ki, milletleri devirirdin, nasıl yere yıkıldın! Ve kendi yüreğinde derdin: Göklere çıkacağım, tahtımı Allah’ın yıldızları üzerine yükselteceğim; ve şimalin sonlarında, cemaat dağında oturacağım: bulutların yüksek yerleri üzerine çıkacağım, kendimi Yüce Allah gibi edeceğim. Fakat ölüler diyarına, çukurun en derinine indirileceksin.”  

Yşa. 14:1215

 

Yukarıdaki sözlerden Allah’ın kendini yüceltenler konusundaki düşüncelerini anlayabiliriz. Dünya üzerinde birçok idareci ellerinde olan zenginlik ve güçten etkilenerek kendilerini gururun çılgınlığına kaptırmışlardır. Bu kişilerin sonları da hiçbir zaman hayırlı olmamıştır. Daniel kitabında da gurura kapılıp kendilerini yükselten kralları Allah’ın nasıl alçalttığını görebiliriz. Bu konuda Kral Nebukadnezar uyarıldığı halde gururundan vazgeçmemiştir:

 

“On iki ay sonra Babil kırallığı sarayı üzerinde geziniyordu. Kıral söyleyip dedi: Kıral evi olsun diye, kuvvetimin kudreti ile ve haşmetimin izzeti için yapmış olduğum büyük Babil  bu değil mi?”

                                                 Dan. 4:2930

 

Nebukadnetsar her şeyi kendi yaptığına, her şeyin kendi eseri olduğuna inanıyordu. Her şeyi başaran kendi gücü ve yeteneğiydi. Yaptığı her şeyin yüzünden çok gururlandı. Allah Nebukadnetsar alçalttı ve yedi yıl boyunca adeta bir hayvan gibi yaşadı.

Birkaç yıl sonra oğlu Belşatsar, babasının bu kadar alçaltılmasına şahit olduğu halde, bundan akıllanmayı hiç düşünmedi. Kendi gururundan ötürü Allah’ı reddederek öldü.[14]

Kutsal Yazılar sürekli olarak gururlu insanları uyarıp durmaktadırlar:

 

“Rab korkusu şerden nefret etmektir; Kibirden, ve gururdan, ve şer yolundan, Ve iğri sözden nefret ederim.”            

Sül. 8:13

 

“Gurur gelince utanç da gelir; Fakat hikmet alçak gönüllüler iledir.”                 

Sül. 11:2

 

“Kırgından önce kibir, ve düşmeden önce mağrur ruh gelir.”

Sül. 16:18

 

b) Gurur alanları

Bu alan oldukça geniştir. Aşağıya bunlardan bazılarını sıralayabiliriz:

 

i) Bulunduğumuz durumdan, konumdan ötürü gururlanmak: Mesih İsa, Ferisi’leri çok önemli ve yukarıda görünmekten hoşlandıkları için kınamaktadır:

 

 

“İşlerinin tümünü insanlara gösteriş için yaparlar. Dinsel yazı taşıyan bağları genişletirler, giysilerinin saçak püsküllerini büyütürler. Şölenlerin baş köşelerine özenirler, sinagogların da baş koltuklarına. Çarşıda, meydanda saygıyla selamlanmaktan ve insanlar tarafından Rab’bi diye çağrılmaktan kıvanç duyarlar..”     

            Mat. 23:57

Özellikle kiliselerde önderler bundan kendilerini korumalılar, çünkü önder olan kişilerin genelde güçlü kişilikleri vardır. Bu kişiliğin Rab’be bağlı olarak hizmete yönlendirilmesi güzeldir. Ama zaman zaman kontrolden çıkarak ben merkezli yönlendirilmesi ortaya çıkar. İşte o zaman gurur ortaya çıkıp her şeyi berbat etmeye başlayabilir. Önderlik, başkalarının bize hizmet etmesi demek değildir, Rab’bin hizmetçisi olmak anlamındadır.[15]

 

ii) Kendi yetenek ve başarılarımızdan ötürü gurur duymak: Allah bütün insanlara belli armağan ya da yetenek vermiştir. Bu yetenekler sayesinde birçok insan, birçok başarıya imza atmaktadırlar. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da insanların yeteneklerin, armağanların esas sahibi olan Allah’a yönelip, O’na yücelik vermeleri başarılı insana özel bir onur getirir. Çünkü samimi bir Hıristiyan’ın başarılarının tümü Allah’ın izni, ve yönlendirmesine bağlıdır.[16] Bu nedenle bütün övgü ve başarıların sevinci Allah’a verilmeli, O’na yüceltme olarak dönmelidir. Ama insan olarak bu konuda çok zayıf davranarak başarıları kendimize mal ediyoruz. Nebukadnetsar gibi “ben ne kadar güzel şeyler yapabiliyorum” diyerek kendi kendimizi övebiliyoruz. Bu durumdan şiddetle kaçınmamız gerekir.

 

iii) Mal mülk gururlu olmak: Varlık, Para ve Tutku konusunda işlediğimiz gibi zenginlik inancımız açısından yanlış değildir. Ne varki varlık, para ve sahip olma tutkusu bizi Allah yolundan alıyor ve kendi yolumuza, benliğimize döndürüyorsa o zaman tehlikeli olmaktadır. Allah bu durumda kendi halkını uyarmaktadır. Zenginliğin tehlikelerinden biri de hiç şüphesiz mala güvenmenin getirdiği gururdur. Bu güven insanı Allah’a güvenmekten alıkoyarak, Allah’ı inkar etmeye kadar getirebilir.[17] Oysa bir gün varlığımız birçok prensin, kralın bırakıp gittiği gibi mecburen başkalarına bırakılıp gidecektir.[18]

 

iv) Bilginin getirdiği gurur: Varlık olduğu gibi iyi okullarda okumak, üst düzeyde eğitim görmek de aynı şekilde gurur getirmektedir. Hiç kuşkusuz iyi eğitim, üst düzeyde eğitim, iyi yerlere gelmek çok önemlidir. Ama bu bilgi insanlığın yararına kullanılmalı; kişinin hem kendini geliştirmesi hem de ülkesine, insanlara bu bilgileri ile yardımcı olması esastır. Doğal olarak iyi bir iş sahibi olarak kendi ailesi içinde büyük bir gelir kaynağına sahip olmuş olacaktır. Ama bütün bu olumlu şeyler, bilgi ve eğitim sahibi kişi tarafından Allah’ı unutmuş, Allah’tan tamamen bağımsız gurura kapılan bir kişi oluşturabilir. Allah bu konuda da uyarısını peygamberleri aracılığıyla yapmaktadır:

 

“Çünkü kendi şerirliğine güvendin: Gören yok, dedin; hikmetin  ve bilgin seni şaşırttı; ve kendi yüreğinde: Ben varım, ve benden başkası yok, dedin.”                                    

Yşa. 47:10

 

“Rab şöyle diyor: “Hikmetli adam hikmeti ile övünmesin, zengin adam zenginliği ile övünmesin; ancak övünen şununla, anlayışlı olmakla, ve dünyada inayet, adalet, ve salah işliyen RAB ben idiğimi bilmekle övünsün; çünkü ben bunlardan hoşlanırım, RAB diyor.”

Yer. 9:2324

 

Bu konuda elçi Pavlus’ta Korintos kilisesini uyarmaktadır. Çünkü bazı kişiler ruhsal bilgilerine güvenerek övünmeye ve gururlanmaya başlamışlardır:

 

“Hiç kimse kendini kandırmasın. Aranızdan biri içinde bulunduğumuz çağın ölçüleriyle bilgelik taslıyorsa, akılsızlığı benimsesin ki, bilge olabilsin..”

1. Ko. 3:18

 

“Şimdi de yalancı tanrılara kesilen sunular sorununa geçelim: Dediğimiz gibi, hepinizin bilgisi yerindedir. Bilgi böbürlendirici, sevgi ise yapıcıdır. Bir şey bildiğini sanan biri, nasıl bilmesi gerektiğini bilmediğinden, daha hiçbir şey bilmiyor demektir. Ama kim Allah'ı severse, Allah onun içini dışını bilir.”           

1. Ko. 8:13

Bütün bu sözlerde kesin olan bir şey varsa bu da bilime, araştırmaya ve öğrenime karşı olunmamasıdır. Burada karşı gelinen şey, sahip olunan bilgilerle, özellikle ruhsal bilgilerle övünmek, insanlara yukardan bakmak gibi davranışlardır. Kısacası bütün entellektüel insanların başkalarını küçümsemeden bilgilerini, görgülerini, keşiflerini başkalarına aktarmayı öğrenmelidirler. Oksijen, bilim adamları tarafından keşfedilmeden önce vardı ve havada yine bugünkü bilinen oranlarında mevcuttu. Oksijen evrenin yaratıcısına aitti. Bilim oksijeni keşfetti ve bize açıkladı. Böylelikle insanlar oksijenin ne olduğunu algıladılar. Demek ki, oksijen bilgisinin esas sahibi Allah’ın kendisidir. Okuyan, öğrenen insanlar, bilim adamları öğrendikleri bilgilerin esas sahibine onur, yücelik vererek kendi bilgilerini başkalarına göstermelidirler. Böylelikle gururun insanı yiyen temeli kazınmış olacaktır.[19]

 

v) Ruhsal olma gururu: Allah’ın yolunda yürüyen insanların kolayca düşebildikleri günahlardan biri ruhsal olma gururudur. Sürekli dua edenler, Allah Kelamını çalışanlar, dua guruplarında, kilise hizmetlerinde etkin görevler alanlar, kendilerinin kutsal olduğuna inananlar yavaş yavaş başkalarına yüksekten bakmaya başlarlar, kendilerinin ne kadar ruhsal kişiler olduklarına inanırlar. Belki de öyledirler. Ama başkalarını yargılamaya, hakaret etmeye, ağızla olmasa bile yürekten onlar hakkında olumsuz düşünmeye başladıklarında bu kişiler günaha da düşmeye başlarlar. Mesih İsa zaten bu noktada Ferisi’leri şiddetle uyarmıştı:

 

“Kendilerinin doğru olduğuna inanıp geriye kalanları aşağı gören kimilerine de İsa şu simgesel öyküyü anlattı: "İki adam dua etmek için tapınağa gitti. Biri Ferisi'ydi, öbürü ise gümrük vergisi topluyordu. Ferisi ayağa kalkıp kendi kendine şöyle dua etti: 'Ey Tanrı, öbür insanlara kapkaççılara, aldatıcılara, zina işleyenlere, ya da gümrük vergisi toplayan şu adama benzemediğim için sana teşekkür ederim. Haftada iki kez oruç tutarım. Tüm kazancımın yüzde onunu veririm.' "Gümrük vergisi toplayan adam ise uzakta durup gözlerini göğe kaldırmak bile istemedi. Yalnız göğsünü dövüyor, 'Ey Allah, ben günahlıya acı!' diyordu. Size derim ki, ilki değil, ama bu adam evine doğrulukla donatılmış biri olarak döndü. Çünkü kendisini yükselten alçaltılacak, kendisini alçaltansa yükseltilecektir.”

Luk. 18:914

 

c) Gururun biçimleri

Aşağıda gururun bir kaç biçimlerini inceleyelim:

 

i) Övünmek: Gururun en açık göstergesi övünmedir. Kutsal Kitap bu konuya açıkça karşı durmaktadır. Kendi başarılarımız, kendi bilgimiz, kendi tutkularımız öne geçirmek Allah’ın sağlayışını inkar etmek demektir. İşte kökü gurur olan övünmenin belirtisi bu noktada ortaya çıkar.

Aslında övünme kendi başına günah değildir, ama övünmenin kökünde yatan gurur kişinin benliğine yerleşerek övünmeyi getiriyorsa bu günahtır. Eğer övünme Allah’ı yücelten bir övünme ise ya da başkalarının Allah yolunda yaptığı hizmetlerden ötürü, Allah’ın insanları kullanışını anlatan bir övünme ise bu bir kişiyi ortaya koymadığı için doğru bir davranıştır. Bu nedenle kelam övünen Rab ile övünsün şeklinde öğretmektedir:

 

“Her zaman RABBE sena edeceğim; Onun tehlili daima ağzımda olacaktır. Canım RAB ile övünür; Hakirler işitir ve sevinirler. Benimle beraber RABBİ tazim edin, Ve ismini birlikte yükseltelim.

Her gün Allah ile övünürüz, Ve senin ismine ebediyen şükrederiz.”   

Mez. 44:8

 

“RAB şöyle diyor: “Hikmetli adam hikmeti ile övünmesin, ve yiğit kendi gücü ile övünmesin, zengin adam zenginliği ile övünmesin, ancak övünen şununla, anlayışlı olmakla, ve dünyada inayet, adalet, ve salah işliyen RAB ben idiğimi bilmekle övünsün; çünkü ben bunlardan hoşlanırım,” RAB diyor.”                          

Yer. 9:2324

 

Elçi Pavlus’ta inananları Rab’le övünmeye davet etmektedir.[20] Kendisi de Rab sayesinde birçok hizmetler yaptığı, başarılar elde ettiği halde bütün bu başarıları Rab’be vermiştir.[21] Özellikle övüncü Mesih İsa’nın sağladığı kurtuluştadır:

 

“Fakat Rabbimiz İsa Mesih’in haçından başka bir şeyle haşa ki, övüneyim. O haç vasıtası ile bana dünya haça gerildi, ve ben dünyaya.”                                                        

Gal. 6:14

 

İnsanlar son derece önemli kurtuluşta bile kendilerine bir pay bulamamaktadırlar. Çünkü işi yapan, tamamlayan Yüce Allah’tır. Kurtuluş çok muhteşem bir armağan olarak insana sunulmuştur. Bu ne bir iman başarısı, ne de insanın kendi başarısıdır:

 

“Çünkü iman ederek kayrayla kurtulmuş bulunuyorsunuz. Bu kendi başarınız değildir. Allah’ın armağanıdır. Kişinin yaptığı işler nedeniyle değildir. Öyle ki, kimse övünmesin.”

Ef. 2:89

 

Kutsal Yazılar övünme konusunda bu kadar net bilgiler vermektedir. Kısacası samimi bir Hıristiyan Allah’tan, Allah’ın hizmetinden hiçbir şekilde ve başka hiçbir şeyle övünemez.

 

ii) Sürekli olarak övgü ve onur aramak: Hepimiz zaman zaman kendimizin önemli olduğunu düşünürüz. Zaman zaman bu düşünceye kapılıyoruz. İnsanların bize önem verdiklerini bilmek, hissetmek isteriz. Çevremizden övgü duymak isteriz. Lokantalarda bize biraz ilgi gösteren garsonları bu nedenle normalden daha fazla bahşişlerle ödüllendiririz. Hatta bazen insanlara yardım etmemizin temelinde kendimize övgü getirme arzusu vardır. İnsanlara yardım etmek çok iyi bir davranıştır. Aynı zamanda daha önce söylediğimiz gibi kelama da çok uygundur. Ama bu davranışımızın temelinde esas neden kelam olmalıdır. Aksi takdirde davranışımızın karşı tarafa bir yararı olsa da bize bir yararı yoktur. Çünkü bize övgü getirsin diye davranırsak, gururlanmamızı daha da pekiştirir. Oysa Allah’ın bu konuda görüşü oldukça açıktır:

 

“Biz bizi, kendilerini değerli diye tanıtan bazılarıyla bir saymak ya da karşılaştırmak ataklığını göstermiyoruz. Onlar aralarında kendilerini ölçüye vururken ve birbirleriyle karşılaştırırken akılsızlık ediyorlar. Ama biz ölçüsüzce övünmeyeceğiz. Tam tersine, Tanrı'nın bize dağıttığı ölçü uyarınca, bu çalışma alanının ölçüsü içinde kalacağız. Böylelikle sizlere dek ulaşmış bulunuyoruz. Korintos sanki ulaşacağımız çizginin ötesindeymiş gibi, kendimizi zorlamıyoruz. Çünkü Mesih'in Sevindirici Haberi'yle sizlere dek ulaştık. Başka birinin emeğiyle ölçüsüzce övünmüyoruz. İmanınız geliştikçe aranızda çalışma alanımızın da genişleyip gelişeceğini umuyoruz. Öyle ki, Sevindirici Haber'i sizden ötelere de yayabilelim, başkalarının çalışma alanında yapılmış bir işle övünmeyelim. Övünen Rab'le övünsün! Kendi kendini değerli diye tanıtan değil, Rab'bin değerli diye tanıttığıdır onaylanan.”

2. Ko. 10:1218

 

iii) Kendine güven: Günümüzde kişilerin kendilerine güvenmeleri konusunda birçok kitaplar yazıldı. Kendine güvenmeme büyük bir problem olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrudur. Her insanın güncel yaşamda kendi varlığını sürdürebilecek güvene gereksinimi vardır. Ama bu güven Allah’ın varlığından değil de kişinin kendi varlığından kaynaklanıyorsa, bu büyük bir problemdir. Çünkü kişinin kendi varlığından kaynaklanan ve sürekli özgüveninden teşvik alan benliktir. İlerde gurur dediğimiz o büyük kaynak günahı oluşturur. Bu nedenle Mesih İsa’da olan samimi Hıristiyan’ın güveni tamamen Allah üzerinde olmalıdır. Kendi anlayışında, kendi varlığında değil:

 

“Bütün yüreğinle Rab’be güven, ve kendi anlayışına dayanma;

Bütün yollarında onu tanı, O da senin yollarını doğrultur...”

Sül. 3:56

 

iv) Gurur kansere benzer: İnsan gururu kanser hastalığı gibidir, herhangi bir noktada ortaya çıkar ve insanın bütün karakterine yayılmaya başlar. Gururun sonucunda başkalarını yargılama, yalnız kendini yeterli görme, kibirlenme vardır. Gururun sosyal yansımaları da oldukça büyük sorunlar oluşturur. Irk ayrımı, yanlış milliyetçilik gibi, başka insanları, başka ırkları küçümseme, onlardan öç alma gibi büyük problemlerin temelinde gurur günahı yer almaktadır. Allah gerçeğinde kendimizi görmek gurur günahın tek ilacıdır. Kendimiz hakkında bizim ne düşündüğümüz değil, Allah’ın ne düşündüğü bize sağlıklı bir kişilik kazandırmaktadır:

 

“Allah'ın bana sağladığı kayra aracılığıyla hepinize söylüyorum: Hiç kimse kendini olduğundan daha akıllı saymasın. Bunun yerine, Allah'ın size verdiği iman oranında aklınızı kullanarak aklı başında kişiler olun.”

Rom. 12:3

 

Not: Gurur sözcüğü genelde günahı hatırlatıyorsa da her tür gurur günahı oluşturmaz. Özellikle sevgiden kaynaklanan ve kişinin kendini kötü anlamda yüceltmediği, sadece sevindiği, bencilliğinin öne çıkmadığı bir gurur vardır. Bu gururda iyi şeyleri teşvik, iyiliklerle sevinme gibi sonuçlar vardır. Kişinin ailesi ile, çocukları, işi, futbol takımı, ülkesi ile gurur duyması bu kapsamda olabilir. Bu tarz gururda günaha yer yoktur. Bu nedenle bu tarz sevinme, sevgi kökenli, iyilik kökenli, bencillikten uzak, yok edici olmayan gururla gurur günahını ayırmak çok önemlidir.

 

d) Gururun iyileştirilmesi

Acaba gurur günahından nasıl kurtulabiliriz? Bu günahtan kurtulmanın çeşitli yolları vardır:

 

i) Allah önündeki gerçek durumumuzu ve kimliğimizi anlamak: Aslında gurur günahının temelinde yatan en önemli etmen kişinin kendi kimliğini doğru bir şekilde kabullenememesi, bilmemesi ve değerlendirmemesidir. O halde kendimizi kelamdan öğrenmeye çalışalım. Kelama göre biz kimiz? Kutsal Yazılar bize her birimizin günahkar olduğunu söylemektedir.[22] Hepimiz kendi kendimizi kurtarmaktan aciz birer günahkarız. Biz Allah’ın lütfuna iyiliğine layık değiliz. Koskoca kral Davud bile günah işledikten sonra kendisinin ne durumda olduğunu ifade etmişti:

 

“Çünkü isyanlarımı bilirim, ve suçum daima önümdedir.

Sana ancak sana karşı ben suç ettim,

Ve senin gözlerinde kötü olanı işledim;

Şöyle ki, sözlerinde adil, hükmünde suçsuz olasın.

İşte, ben fesat içinde doğdum,

Ve anam günah içinde bana gebe kaldı.”    

Mez. 51:35

 

Aslında burada şunu görüyoruz; bizler kim olursak olalım Allah’ın yüceliği, görkemi önünde zaten sınırlı yaratılmışız, O’nun eseriyiz. Aynı zamanda O’nun kutsallığı karşısında hepimiz aynı şekilde günahlı insanlarız. Elçi Pavlus gibi Yeni Antlaşma’nın en büyük müjdecisi bile kendisini Allah önünde, günahlı ve en önemsiz elçi olarak görmektedir.[23]

 

ii) İnanlının gerçek değerinin Mesih İsa ile olan birlikteliğinden kaynaklandığını anlaması: Bu nokta gerçekten önemlidir. Bugün birçok samimi Mesih İnanlısı bile Allah’ın bu gerçeği anlamakta zorluk çekmektedir. Evet, görkemli Allah kendi lütfunu bizler gibi günahkar, itaatsiz insanlara vermeyi seçmiştir. Rab Mesih İsa’ya alçakgönüllülük ve imanla gelen insanlar, Mesih’e bütün yürekleri ile güvenenler Allah lütfunun zenginliğine sahip olurlar. İşte bu lütuf bize gerçek değerimizi vermektedir. O’nun için büyük değer taşımağa başlarız. Bu da bizi kıymetli kılar, O’nun gözünde bizler değerliyiz.

Bu değerimiz O’nun benzerliğinde yaratıldığımızdan ve şimdi O’nun kurtarışını gönenmiş ve biricik Oğlu, Kelam’ı olan Rab Mesih’i giyinmiş olduğumuzdan kaynaklanmaktadır. Bizler artık gökselliğin vatandaşları, Allah’ın ruhsal anlamda çocukları oluruz.[24] Bundan daha değerli hiçbir şey yoktur. İnananlar bu konuda çok teşvik almalıdırlar.

 

iii) Alçakgönüllülüğün uygulanması: Gururun karşılığı alçak gönüllüktür. Allah’ın değer sistemi dünyasal değer sistemlerinden oldukça farklıdır. Dünyanın değer sistemleri bazı kişileri diğer kişilerden daha değerli olduklarını düşündürmektedir. Kendi benliğimiz ve bencilliğimiz kendimizi olduğumuzdan daha değerli olduğumuza inandırır durur. Aslında bu bizim günahlı benliğimizin en açık kanıtıdır. Kendimizi alçaltma konusu ise aslında birçoklarını isyan ettiren bir konudur. Oysa kendilerini Allah’ın istediği şekilde gerçekten alçaltan kişileri Allah yükseltecektir:

 

“Rab hakirleri kaldırır; Kötüleri yere kadar alçaltır.”        

Mez. 147:6

 

“Aranızda en üstün tutulan kişi size hizmet etmekle yükümlüdür. Çünkü kendini yükselten kişi alçaltılacak ve kendini alçaltan kişi yükseltilecektir.”

Mat. 23:1112

 

Mesih’in öğrencileri bir gün kendi aralarında kimin büyük olduğu konusunda tartışmaya girdiler. Rab Mesih, ne üzerinde tartıştıklarını sorduğunda çok utanmışlardı. Ne hakkında tartıştıklarını bildiği için onlara çok büyük bir ders verdi:

 

“İsa oturunca On İkiler'i çağırıp, ‘En üstün olmak isteyen, hepinizin arasında sonuncu ve hepinizin hizmet görücüsü olsun’ dedi.”        

Mar. 9:35

 

Büyüklük, önemli olmak gibi konularda Rab İsa öğrencilerini uyarmaktadır. Ayrıca alçakgönüllülüğü yaşamak konusuna da büyük önem vermektedir:

 

“İsa baş köşeleri nasıl seçtiklerini görünce, çağrılılara simge yoluyla şunları söyledi: "Biri seni düğün şölenine çağırdığında, baş köşeye kurulma. Olur ya, belki senden daha değerli birini de çağırmıştır. İkinizi de çağıran gelip, 'Lütfen yerini bu adama ver' diyebilir. O zaman utançla kalkar, en son sırayı alırsın. "Bunun tersine, bir yere çağrıldığında git, en son sıraya otur. Öyle ki şölen sahibi içeri girdiğinde sana, 'Arkadaşım, lütfen daha yüksek yere buyur!' desin. İşte o zaman seninle birlikte sofrada oturan herkesin önünde saygınlık kazanırsın. Çünkü kendini yükselten kişi alçaltılacak, kendini alçaltan kişi yükseltilecektir." İsa kendisini şölene çağırana da, "Bir yemek ya da şölen düzenlediğinde arkadaşlarını, kardeşlerini, hısım akrabanı ya da varlıklı komşularını çağırma" dedi, "Çünkü onlar da karşılık olarak seni çağırırlar ve böylece sana karşılığını öderler. Şölen verdiğinde yoksulları, sakatları, kötürümleri, körleri çağır; mutluluk kazanırsın. Çünkü onların karşılık olarak ödeyebilecek hiçbir şeyi yoktur. Doğru kişiler dirildiğinde sana karşılığı ödenecektir. "Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca, İsa'ya, "Allah hükümranlığında yemek yiyecek kişiye ne mutlu!" dedi. İsa ona şu simgesel öyküyü anlattı: "Bir adam parlak bir şölen düzenledi, pek çok kişi çağırdı. Şölen saati gelince çağrılılara, 'Buyurun, her şey hazır' diye bilgi vermesi için uşağını gönderdi. Ama tümü birden özür bulmaya koyuldular. Birincisi, 'Bir tarla satın aldım' dedi, 'Varıp onu görmeliyim. Lütfen özürümü kabul et.' "Başka biri, 'Beş çift öküz satın aldım' dedi, 'Onları denemeye gidiyorum. Lütfen özürümü kabul et.' Bir başkası da, 'Kendime bir eş aldım' dedi, 'Bu nedenle gelemem.' "Uşak geri dönüp durumu efendisine bildirdi. Bunun üzerine ev sahibi öfkelenerek uşağına buyruk verdi; 'Hemen kentin caddelerine, sokak aralarına koş. Yoksulları, sakatları, körleri, kötürümleri toplayıp buraya getir.'” 

Luk. 14:711

 

Gerçekten alçakgönüllülüğü yaşamak çok zordur. Bu nasıl yaşanabilir? Mesih İsa bu konuda da insanlığın unutamayacağı bir davranış sergilemiştir. O dönemde en kıdemsiz hizmetçinin yaptığı ayak yıkama hizmetini kendisi, kendi öğrencileri için yapmıştır. Rab İsa’nın yaptığı söylenebilecek birçok yaldızlı sözden çok daha önemlidir. Çünkü O’nun dünyaya getirdiği öğreti budur:

 

“Onların ayaklarını yıkadıktan sonra giyinip sofraya oturdu. “Size ne yaptığımı biliyor musunuz?” diye sordu, “Beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz. Çünkü ben O’yum. Ben Rab ve Öğretmenken ayaklarınızı yıkadığıma göre, siz de birbirinizin ayaklarını yıkamakla yükümlüsünüz. Size bir örnek gösterdim; yaptığımın aynısını siz de birbirinize yapasınız diye. Size önemle belirtirim: Uşak efendisinden üstün değildir; ne de gönderilen kendisini gönderenden üstündür. Şimdi bunları bildiğinize göre, uygulayın ki, mutlu olasınız.”

Yu. 13:1217 

 

Elçi Pavlus’ta Filipi’deki Hıristiyanlara alçakgönüllülük hakkında anlatırken Rab Mesih İsa’nın yaptıklarından başka bir örnek bulamamaktadır:

 

“Birinizin öbürüne karşı düşüncesi Mesih İsa'nın düşüncesine benzer olsun. O Allah özdeşliğinde olmakla birlikte, Allah’a eşit olmayı zorla elde edilmiş bir hak saymadı. Tam tersine, kendine özgü yücelikten soyunarak uşak özdeşliğini aldı. İnsan eşitliğine girerek insan biçiminde belirdi. Kendini alçaltarak söz dinlerlik yolunda ölüme dek yürüdü; hem de haç ölümüne. Bu nedenle, Allah O'nu pek çok yüceltti ve O'na her addan üstün olan adı bağışladı. Öyle ki, İsa adına göklerde, tüm yeryüzünde ve yer altındaki her varlık diz çöksün ve her dil İSA MESİH RAB'dir diyerek, Baba Allah’ın yüceliği için tanıklık etsin.

Flp. 2:511

 

Burada yapılan açıklama muhteşemdir. Allah’ın davranışı ile bizim davranışımız ve bakış açımız arasında büyük bir fark vardır. Görüldüğü gibi Allah kendi Sözünü bir bedende dünyaya göndermiş ve biricik Oğlu olarak ilan etmiştir. Kısacası Allah’ımız dünyaya bizim için hizmet etmeye ve bizim için ölmeye gelmiştir. Burada muhteşem bir örnek vardır. Bizler O’nun kurtardığı çocuklar olarak, O’nun alçakgönüllülüğünden çok büyük şeyler öğrenmemiz gerekiyor.[25] Allah’ın halkı arasında gurura yer yoktur.[26]

Kendisini gerçek anlamda alçaltan kişi, kendisini yalnızca Rab Mesih İsa ile karşılaştıracak ve kendi günahlı durumunu ve sınırlarını anlayabilecektir. Bu arada Yüce Allah’ın kendisine verdiği armağanların da farkına varmış olacak ve bunları Mesih İsa’nın yönlendirişinde kullanacaktır. Bu şekilde Rab’bin sözlerini yaşayan kişi Allah’ın kabul ettiği bir önder olarak karşımıza çıkmaktadır.

Alçakgönüllülük kendi kendini inkar etme, kendinden nefret etme anlamında algılanmamalıdır. Aslında alçakgönüllülük kendi kendini doğru bir biçimde değerlendirme, Allah’a ve başkalarına hizmet etmek demektir. Allah yolunda yaşamlarını büyük bir alçakgönüllülük içinde sürdürenler doğal olarak yaşadıkları toplumu da oldukça etkileyecekler, Yüce Allah’ın bereketini ve rahmetini getireceklerdir.

 

2. AÇGÖZLÜLÜK

 

Açgözlülükte başka kişilerin sahip olduklarına yozlaşmış ya da çarpıtılmış bir arzu vardır. Bu arzuda kıskançlık, aşırı tutku gibi derin günahlarda vardır. Onuncu Emir bu günahın ne denli ciddi bir günah olduğunu bize göstermektedir:

 

“Komşunun evine tama etmeyeceksin; komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tama etmeyeceksin.”          

Çık. 20:17

 

Gurur gibi açgözlülükte kök günahlar arasındandır. Çünkü bu günahtan imrenme, kıskançlık, şehvet ve hırs gibi günahlar ortaya çıkar. Ama genel anlamda bu günah “tamah” olarak isimlendirilir. Birçok çeşidi olmakla birlikte özellikle hiç hakkı yokken başkasına ait olanı arzulama olarak belirir. Kutsal Yazılar’da bu günahın tehlikeli sonuçlarından bahseder.[27]

Aç gözlülük bir kişinin yaşamını kuşattıkça, bu kişinin yaşadığı toplumda bu olaydan büyük ölçüde etkilenecektir. Bu toplum içindeki ilişkiler ve güven duygusu büyük ölçüde tehlikeye girecektir. Daha sonra birçok acılıklar, sahip olunan değerlerin kaybı, adaletsizlik ve hatta cinayete kadar giden günah girdapları ortaya çıkacaktır. Şimdi bu günahın getirdiği acı sonuçları örnekleri ile sıralayalım:

a) Putperestlik

Açgözlülükte kişinin bakışı Allah’a yönelik değildir. Oysa kişinin sevgisi de ibadeti de Allah’a yönelik olmadır. Ama başka bir şeyin peşinden gidiyorsak, o şeyler yavaş yavaş Allah’ın yerine geçmeye başlıyor. O zaman bizler Allah’tan ziyade o şeye doğru ibadet etmeye başlıyoruz:

 

“Bu nedenle, bedeninizin dünya ile ilgili eğilimlerini, zinayı, iğrençliği, utandırıcı isteği, uygunsuz tutkuyu ve yalancı tanrılara tapıcılıkla eşdeğer olan açgözlülüğü öldürün.”   

Kol. 3:5

 

b) Allah’ın açık olan emirlerine itaatsizlik etmek

Yeşu’nun günlerinde Allah İsrail askerlerine savaşta nasıl davranacaklarını bildirmişti. Verilen bu emirlerin birinde düşmanın malını yağmalamamaları gerektiği vurgulanmaktaydı.[28] Ama ne yazık ki, İsrail askerlerinden biri bu emre itaat etmemişti. Bu asker başkasının malına karşı duyduğu şiddetli arzuya bir türlü karşı koyamamıştı:

 

“Ve Yeşu Akana dedi: Oğlum, rica ederim, İsrail’in Allah’ı RAB’BE izzet ver, ve ona itiraf et; ve ne yaptın, şimdi bana bildir, benden gizleme. Ve Akan Yeşu’a cevap verip dedi: Gerçek ben İsrail’in Allah’ı RAB’BE karşı suç ettim, ve şunu yaptım; çapulda Babil işi güzel bir kaftan, ve iki yüz şekel gümüş, ve ağırlığı elli şekel olan bir altın külçe gördüm, ve tamah edip onları aldım; ve işte, onlar çadırımın ortasında toprakta saklıdırlar, ve gümüş onun altındadır.”

Yşu. 7:1921

 

Akan’ın bu şiddetli açgözlülüğü sonucunda İsrail savaşı kaybetme durumunda kalmıştı. Kısacası açgözlülüğü hem ailesine hem kendisine, hem de memleketine utanç getirmişti.

 

 

 

c) Başkalarına karşı günah işlemek

Kutsal Kitap kral Davud’un büyük günahından bahsetmektedir. Kral Davud, başkasının karısına kötü gözle bakıp onu arzulayarak onunla zina yapmıştır.[29] Fakat işin kötüsü bu günah beraberinde başka günahları da getirmişti. Kral Davud, göz koyduğu kadına sahip olmak ve yaptığı zinayı örtbas etmek için, kadının kocasını da öldürtmüştü. Sahip olduğu bütün değerleri görmezlikten gelerek açgözlülüğünü dışarıya yönelmişti. Kendi sarayının balkonundan başkasının eşine göz koymuş, üstüne üstlük o kadının kocasını öldürterek cinayet suçunu da işlemişti. Bütün bunlardan sonra pişmanlık duyan Kral Davud, bu günahının ceremesini ve acılarını da yıllarca üzerinde taşımak zorunda kalmıştı.[30]

Bu olay açgözlülüğün ne kadar kök[31] bir günah olduğunu göstermektedir. Birçok insan, bu tarz günahların fazla üzerinde durmamaktadırlar. Ama sonuçlar gerçekten de ürkütücüdür. Bu nedenle akıllı bir imanlı, bu tür günahlara en ufak bir geçit vermemelidir.

 

d) Başkalarına haksız davranmak

Kral Ahab başkasına ait olan bağa sahip olmak istedi. Bu nedenle bazı tekliflerde bulundu. Tekliflerine karşılık olarak olumsuz cevap alan Ahab oldukça üzülmüştü. Ama bu kez devreye karısı İzabel girdi ve oldukça kötü bir planla bu bağı elde etme yollarına baş vurdu. Bunun sonucunda da ne yazık ki bağın sahibi olan Nabot haksız yere öldürüldü.[32] Ama bu kötülük için Kral Ahab’ın ve onun soyu yargılanmıştır.

Ahab’ın günahının temelinde yatan kendi hakkı olmayan bir malı arzulamak yatmaktadır. Kısacası açgözlülük, tamah başrolü oynamaktadır. Bu günahın bir kanser gibi ilerlemesi kişinin bütün yaşamını sarmış ve kendi soyuna da etkilemiştir.

 

 

 

 

e) Kilisedeki sorun

Günümüz Hıristiyanları, bu büyük kök[33] günahın kiliselerin içinde olmadığını düşünmemelidir. Ne yazık ki, kiliselerde de bu kök günahlardan olan açgözlülüğü görmeleri mümkündür. Elçi Yuhanna her zaman en üst düzey yöneticiliği arzulayan bir kişiden bahsetmektedir:

 

“Bazı konularda kilise topluluğuna yazdım. Ama onların arasında üstünlük sağlamak isteyen Diotrifos bizi kabul etmiyor.”          

3. Yu. 9

 

Kiliselerimiz içinde açgözlülük, tamah, kiliselerde yetki ve güç hırsına neden olur. Bu hırsla birlikte sık sık kiliselerde tartışmalar ve bölünmeler olur. Böyle durumlarda kilise esas hedefine tam olarak odaklanamaz. Oysa kilisenin hedefleri, Allah’a tapınma ve Allah’ın müjdesini duyurma gibi hedeflerdir.

Yakup, açgözlülüğün getirdiği kötü tabloyu şöyle dile getirmektedir:

 

“Aranızdaki savaşlar, çatışmalar nedir? Neredendir? Bunlar içinizde, bedeninizin parçalarında silaha sarılan kendi tutkularınızdan doğmuyor mu? Elde etmeyi istersiniz ama isteğinize ulaşamazsınız. Adam öldürürsünüz, kıskançlık beslersiniz, buna karşın başarı sağlayamazsınız. Çatışırsınız, savaşırsınız, yine de aradığınızı bulamazsınız. Çünkü Allah’tan istemiyorsunuz. İsteyince alamıyorsunuz, çünkü istemenizin amacı kötüdür. Tutkularınıza harcamak isteğindesiniz. Allah saymazlar! Dünya ile dostluğun Allah’a düşmanlık olduğunu bilmez misiniz? Bu durumda dünya ile dost olmak isteyen kişi kendini Allah’ın düşmanı eder.”

Yak. 4:14

 

Elçi Pavlus tamahın, başkasının malına göz dikmenin tehlikeleri konusunda Korintoslu inananları uyarmıştı. Bu gibi kişilerle ilişki kurmamaları gerektiğini onlara hatırlatmıştı.[34] Açgözlülük ve tamahın hem kendimize, hem çevremize ne kadar zarar verdiğini görüyoruz. O zaman böylesine yok edici bir günahtan kurtulmak için ne yapmamız gerektiği konusunda düşünmemiz gerekir:

 

i) Sahip olduklarımızla yetinmeyi bilmeliyiz: Daha önce maddeci dünyanın bize verdiklerinden bahsetmiştik. Bu verdikler, hiçte iyi, hiçte kelama uygun verdikleri değildi. Bizi sürekli olarak açgözlülüğe iten bir dünya sistemi içindeyiz. Bu durumda bize düşen Mesih İsa’ya iman etmiş kişiler olarak sahip olduklarımızla yetinmeyi sahip olduklarımız için Rab’be şükretmeyi bilmektir. Bunu öğrendiğimiz zaman açgözlülük günahının gücü oldukça azalmış olacaktır.[35]

 

ii) İyi olanı arzulamayı öğrenmeliyiz: İyi olan, temiz olan, pak olan her ne varsa, Allah’ı hoşnut edecek, ruhsal anlamda bizi bina edecek her ne varsa, onun ardından koşmayı öğrenmeliyiz.[36]

 

3. KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR

 

Dünya ne yazık ki, bizi sürekli olarak kötüye çekecek olan tuzaklarla doludur. Uyuşturucu kullanmak, tutku halinde sigara içmek, sarhoş olmak için sürekli olarak içki içmek, alkolsüz yaşayamamak, cinsel istemleri dizginleyememek ve sürekli her tür ilişkinin peşinde koşmak, kumar oynamak bütün bunlar bizi mahvetmek için hazır bekleyen kötü alışkanlıklardır. Bizim varlığımızı, sağlığımızı, işimizi, geleceğimizi kısacası hayatımızı mahvedecek şeylerdir.

Samimi bir Hıristiyan’ın bu tarz kötü alışkanlıklar içinde olması aslında düşünülemeyecek bir olgudur.[37] Bazen bir takım sorunlardan ötürü Mesih’e iman ettiği halde kendisini bu gibi tehlikelerin kenarında bulan imanlılar olsalar da, bu alışkanlıkların tehlikesi karşısında Rab’be sığınarak bu tehlikelerin kenarından dönebilirler. Bu bazen büyük bir zaman birimini de alabilir.

Aslında Kutsal Yazılar bize bedenimizin bize ait olmadığını öğretmektedir. Bedenimiz Allah’a aittir. Allah’ın hizmetinde kullanılmak üzere Allah’a sunulmuştur. Elçi Pavlus, Korintoslular’a bu durumu hatırlatmaktadır:

 

“Benim için her şey yasaldır, ama her şey uygun değildir. Kuşkusuz, her şey yasaldır; ama hiçbirinin buyruğu altına girmeyeceğim. Yemekler mide içindir, mide de yemekler için. Allah onu da, ötekini de ortadan kaldıracak. Beden de zina için değildir, Rab içindir. Rab da bedenin esenliği içindir;

Hem bedeninizin sizlerde bulunan Kutsal Ruh'un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Bu Ruh size Allah tarafından verilmiştir. Kendi kendinizin değilsiniz. Bir değer karşılığında satın alındınız. Öyleyse Allah’ı bedeninizde yüceltin.”

1. Ko. 6:1213; 1920

 

Kötü alışkanlığın üç ana konusunu inceleyelim:

 

a) Zevk için ilaç ya da uyuşturucu kullanmak

Bugün uyuşturucu dünyamızda büyük bir kara para trafiği oluşturmaktadır. İnsanların ölümü pahasına bazı insanlar zengin olmak için bu trafiği hızlandırmaya çalışmaktadırlar. Bir Hıristiyan aşağıdaki nedenlerden ötürü böylesine yok edici bir alışkanlığa kendini kaptırmaz:

 

i) Uyuşturucu kullanmak Allah’ın bizlere bahşettiği bedene çok ciddi bir biçimde zarar verir: Birçok kere bahsettiğimiz gibi bedenimiz Allah’ın mabedidir. Çok önemli olan bu mabet uyuşturuculara esir edilemez. Bu tür kötü alışkanlıklar öncelikle marihuana gibi hafif uyuşturucularla başlar. Bu uyuşturucular önce kişiye bir problem gibi gelmez ama daha sonra dozaj artar ve eroine kadar gider. Bu sonucu önceden iyi bilen bir kişi asla bu yola çıkmaz, çıkmayı bile düşünemez.

 

ii) Uyuşturucu kullanmak bir çok ülke yasalarına göre yasaktır: Birçok ülkede uyuşturucu kullanmak yasaktır. Bu konuda çok net yasalar vardır. Samimi Hıristiyanlar ülkelerinin yasalarına itaat etmelidirler.

 

iii) Uyuşturucunun verdiği mutluluk sahtedir: Uyuşturucu kullanmak kişileri gerçeklerin dışına iter. Bu nedenle uyuşturucu kullanan gerçek alemin dışındadır. Eğer bir kişi bazı sorunların içindeyse ve gerçekleri görmekte zorluk çekiyorsa, o kişiye sunabileceğimiz en güzel şey müjdedir. Allah’ın müjdesindeki gerçek onu gerçeklerle yüzleşmekten uzak tutmayacaktır. Aynı zamanda gerçeklerden rahatsız olmadan yaşamın sorunlarını halletmeyi de öğretecektir. Böyle bir kişinin artık uyuşturucu gibi sahte cennetlere ihtiyacı olmayacaktır. Çünkü bu ilaçların sonu kuşkusuz sefalet içinde ölümdür.

 

iv) Uyuşturucu insanların yaşamlarını ve ilişkilerini mahveder: Uyuşturucu kişileri gerçeklerden uzaklaştırdığı için, zamanla toplumsal yaşamlarından da uzaklaştırmaya başlayacaktır. Bu kişilerin ailesini, toplum ilişkilerini allak bullak edecektir. Dolayısıyla kişi işinden ayrılmak ya da kovulmak durumunda kalabilir. Ayrıca uyuşturuculara bağımlı kişiler, bu kötü alışkanlıklarından kurtulamadıkları için sürekli olarak ilaç kullanmak zorundadırlar. Bu uyuşturucu ilaçlara para bulmak hiç de kolay değildir. Zaten sosyal ilişkileri bozulmuş, iş hayatı mahvolmuş bir kişinin para kazanması ancak yasa dışı ya da ahlaksız bir takım yollarla olacaktır. Bu nedenle fahişelik, hırsızlık gibi birçok günah bu durumu izleyecektir.

 

v) Uyuşturucuyu kullanmak kişinin düşünme ve karar verme yeteneğini de allak bullak edecektir: Uyuşturucuların etkisinde olan kişilerin düşünme ve karar verme yetenekleri doğru olarak işleyemediğinden Allah’ın emirlerini algılamaları da uygulamaları da hayli zor olacaktır. Bu kişinin psikolojik hayatı üzerinde de çok kötü etkiler oluşturur. Bütün bu baskılara dayanamayan kişi intihara kadar sürüklenebilir.

Mesih İsa’ya iman ettiği halde çok büyük zorluklar içinde kalarak uyuşturuculara başlayan ya da başlamak üzere olan herhangi bir kişi varsa sonuçları çok iyi görmesi gerekmektedir. Hemen vakit geçirmeden olgun bir imanlı ile ya da bu konuda bilgi sahibi imanlı bir önderle durumunu çekinmeden, açık bir biçimde görüşmesi gerekir. Çünkü bu görüşme o kişinin Mesih’teki yaşamını zaferli bir yaşam haline döndürecektir. Allah’a onur getirecektir. Allah’a onur getirenler yüce Allah tarafından da onurlandırılacaklardır.

b) Sigara İçmek

Sigara dünyanın sorunudur. Tütün içmek çok eski çağlardan beri varlığını koruyan bir alışkanlıktır. Özellikle ülkemizde de çok yaygındır. Acaba sigara konusunda samimi bir Hıristiyan’ın tavrı ne olmalıdır.

 

i) Sigara içmek bedene gerçekten büyük bir zarar vermektedir: Sigaranın zararları konusunda geniş bir paragraf yazmamıza gerek yoktur. Çünkü dünyanın her yerinde sigaranın ne tür zararları olduğu yazılıp çizilmekte, bu konu üzerinde bir çok yetkili konuşmaktadır. Sigara eşittir kanser çok net olarak bilinmektedir. İmanlı bir Hıristiyan’ın bedeni Allah’a aittir. Öyleyse bu bedenin çok iyi bir biçimde korunması gerekir. Zaten tartışma bu noktada son bulur. Samimi bir Hıristiyan sigara içmiyorsa hiçbir zaman buna yeltenmemelidir. Eğer sigara içiyorsa bu sağlığı mahveden alışkanlıktan vazgeçmek için elinden geleni yapmalıdır. Yalnız bu noktada imanlıların birbirlerini yargılamamaları da çok önemlidir. Çünkü yargı tepki getirmektedir. Sigara bizi imansız yapmamaktadır. Ya da sigarayı bırakmamız bize kurtuluş vermemektedir. Esas kurtuluşumuz Mesih İsa’nın kurtarışına olan, O’nun Allah’ın biricik Oğlu olduğuna olan imanımızdır. Sigara imanlının sağlık hayatını ilgilendiren bir konudur. Aynı zamanda bedenin tapınak olmasından dolayı aşılması gereken kötü bir alışkanlıktır.

 

ii) Sigara içmek gerçekten büyük bir tutku ve alışkanlık olabilir: Sigara içmenin imanlı açısından yanlış olmasının iki büyük nedeni vardır. Birinci: tutku derecesinde bir alışkanlık olması sigaranın bizi yönetmeye başlaması demektir. Aynı zamanda bir put olmasına neden olur. İkinci ise yukarıda da bahsettiğimiz gibi Allah’a ait bir kişinin bünyesini tahrip etmesidir. İşte, bu iki nokta açısından sigara büyük sorundur. Oysa imanlı Kutsal Ruh tarafından yönetilmeli ve iyi olan, güzel olan, faydalı olan her ne varsa onun ardınca koşmalıdır.

 

iii) Sigara hem zararlıdır hem de başkalarını rahatsız etmektedir: Bizim ülkemizde olduğu gibi bazı toplumlarda sigara içmek oldukça kabul görmekle birlikte yine de birçok kişi sigara içmemektedir. Oysa sigara içenler sigara içmeyenlerin yaşamlarını da sağlık açısından riske sokmaktadırlar. Sürekli olarak çalıştığı ortamda sigara dumanına mazur kalan kişiler sigara içmeseler de sigara içenler kadar sağlıklarının bozulması riskiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Burada görüldüğü gibi sigara hem kişiye hem de çevresindekilere zarar veren bir maddedir.

O zaman en iyi olan Allah’ı yüceltmek isteyen imanlının bu alışkanlığa bulaşmamasıdır. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi bu alışkanlığı eskiden beri sürdüren imanlı kardeşlere de büyük anlayış göstermek gerekmektedir. Çünkü bu bir alışkanlıktır, kişi hemen bir anda bu alışkanlığı bırakacak değildir. Karşılıklı anlayışla ve zararları göz önünde bulundurularak, yardım edilerek bu alışkanlıktan vazgeçilmesini sağlamak gerekir.

Kısacası kilise büyük bir oranla sigara içmeme eğilimini göstererek Allah’ın bizlere bahsettiği bedeni O’na yaraşır bir biçimde tutuyorsa bu konuda üzerine düşen iyi tanıklığı yapıyor olacaktır.

 

c) Alkol kullanımı 

Alkol kullanımı da sigara gibi oldukça eskilere dayanmaktadır. Tarihte birçok toplumlar kendilerine alkollü içecekler üretmişlerdir. İslam ve Budizm alkolü kesinlikle yasaklamaktadır. Yahudi inancı ve Hıristiyanlık ise alkolün aklı başında bir biçimde, sarhoş olunmamak kaydıyla kullanılmasına izin vermektedir. Önemli olan alkolün bizi yönetmesi değil, bizim onu haddi aşmadan çok dengeli bir biçimde yönetmemizdir.

Eski çağlarda çok çeşitli içecekler yoktu. Temiz su ve şarap içilen ana içeceklerdi. Bu nedenle Kutsal Kitap’ta şaraptan çok bahsedildiğini görebiliriz.[38] Allah, her şeyi yaratmış olduğu gibi şarabın fermantasyonunun da sahibidir. Hatta şarap bazen Allah’ın halkını bereketlemesinde bir simge olarak da kullanılmaktadır.[39] Aynı zamanda sunakta sunu olarak da Allah’a sunulduğunu görüyoruz.[40] Kötü ve zor durumlarda şarabın tazelik verdiği, yüreği rahatlattığı söylenmektedir.[41] Aynı zamanda şarabın ilaç olarak önerildiğini de görmekteyiz.[42]

Rab İsa Mesih ilk mucizesini bir düğünde suyu şaraba çevirmekle göstermişti.[43] Bunu yapmakla arkadaşlarını toplumsal utançtan kurtardı. Ayrıca yeni şarabın, yeni şarap tulumlarına konulmasının gerekliliğini hatırlatmıştı.[44] Aynı zamanda son akşam yemeğinde de Mesih İsa, dünyanın günahlarına karşılık olarak kendi döktüğü kana simge olarak bir kase şarabı göstermişti. Bunu hatırlamaları için bu simgesel örneği sürekli olarak tekrarlamalarını istemişti.[45]

Yalnız bütün bu örneklerde şarabın içilmesi ülkemizde çayın içilmesi gibi değerlendirilmelidir. Bugün çok çay içmenin de birçok zararları vardır. Mideye zararı vardır, kalp çarpıntısı yapabilir, uyku uyutmayabilir. Ama buna rağmen çay ülkemizde temel içeceklerden biridir. O dönemde de şarap suyun yanında temel içeceklerden biriydi. Bu nedenle Kutsal Kitap’ta çok defa geçmektedir. Bununla birlikte Kutsal Kitap şarabın zararları konusunda da uyarılarda bulunmaktadır. Çok şarap içmenin gerçekten kişiyi aşağılanmasını, hikmetsiz davranmasına neden olması, utanç getirmesi gibi sonuçları vardır. Çünkü kişi şarapla kolayca sarhoş olabilir. Bu Kutsal Kitap’ta çok net olarak uyarılmaktadır. Nuh’un, Lut’un, Nabal’in yaşamlarında şarapla sarhoş oldukları Kutsal Kitap’ta anlatılmaktadır.[46] İşaya peygamber çok içki içip sarhoş olan kahinlerin ve peygamberlerin o hiçte güzel olmayan durumlarını şöyle dile getirmektedir:

 

“Ve şunlarda şaraptan sendeliyorlar, ve içkiden salınıyorlar; kahinle peygamber içkiden sendeliyorlar, şarap düşkünüdürler, içkiden salınıyorlar; rüyette yanılıyorlar, hükümde sürçüyorlar. Çünkü bütün sofralar kusmuk ve pislikle dolu, temiz yer yok.”

Yşa. 28:78

 

Çok içki, çok şarap içmek kişinin düşünce ve karar verme yeteneklerini ortadan kaldırmaya başlar. Böylelikle insan normal hayatında yapmadığı şeyleri yapmaya başlar. Uyuşturucularda olduğu gibi gerçeklerden kaçış ve hayal alemine dalış söz konusudur. Bu da doğal olarak kişiyi insanlığından çıkarmaya başlar. Massa kralı Lamuel, kralların sarhoş olmamaları gerektiğini söyler, aksi takdirde ülkelerini yönetmeyi unutacaklarından bahsetmektedir.[47] Aynı zamanda şarap aldatıcıdır da, kişinin anlayışını mahveder.[48] Özellikle Kutsal Kitab’ın Süleyman’ın Meselleri bölümü, bu konuda uyarılarla dolu bir bölümdür:

 

“Ah kimin? Vah kimin? Çekişmeler kimindir? Şikayet kimin?boşuna yaralar kimindir? Gözlerin kızarması kimindir? Şarabın başında oturup gecikenlerin, karıştırılmış şarabı aramağa gidenlerindir. Şarabın kızıl olmasına, Kadehte rengini vermesine, kolay kolay aşağı akmasına bakma. Sonunda yılan gibi ısırır, ve engerek gibi sokar. Gözlerin garip şeyler görecek, Yüreğin sapık şeyler söyleyecek. VE deniz ortasında yatan adam gibi, gemi direğinin başında yatan adam gibi olacaksın; Ve diyeceksin: Bana vurdular ve ağrı duymadım; Beni dövdüler ve anlamadım; Ne zaman ayılacağım? Onu bir daha arayayım.”                                   

Sül. 23:2935

 

Görüldüğü gibi alkolün azında her ne kadar yarar varsa da  çok kullanıldığında çok büyük olmaktadır. Bu nedenle alkolizm gibi bağımlılık oluşturma olasılığından dolayı alkollü içeceklere karşı temkinli olmak çok önemlidir. Bu aynı zamanda Kutsal Kitab’ın emridir.

O zaman bu durumda imanlı bir Hıristiyan’ın alkollü içeceklere karşı tutumu ne olmalıdır?

 

i) Bir imanlının alkol kullanmasına izin var mıdır?  Alkolün çok kullanımının getirdiği zararlar çok açık bir biçimde belirtilmiştir. Kutsal Kitap bu noktada söylenmesi gereken her şeyi söylemiştir. Alkolün bizi kontrol etmeye başladığı andan itibaren günah sınırı başlamaktadır. Mesih İsa’nın izleyicilerine emir, şarapla sarhoş olmamaları ama Kutsal Ruh’la dolu olmaları yönündedir.[49] Kardeş denilen bir kişinin ayyaş olması durumunda ilişkide bile bulunulmaması önerilmektedir.[50] Ayyaşlık karanlığın işlerinden olduğu için bir kişinin göklerin egemenliğindeki yeri için bir engel teşkil eder.[51] Özellikle kilise önderliğinde bulunanların, içki konusunda daha da temkinli davranmaları gerekir.[52]

Kutsal Kitap alkolü yasaklamamakla birlikte, çok kullanımının getireceği zararları belirterek sarhoşluğu yasaklamaktadır. Alkol kullanımında imanlıların kendi kendilerini çok iyi kontrol etmeleri ve aynı zamanda belli bir disiplin altında tutmaları gerekmektedir.

 

ii) Bir Hıristiyan’ın alkol kullanımından kaçınması gerekir mi? Hıristiyanlar tarih boyunca alkol konusunda farklı düşünmüşlerdir. Bazıları hiç içmeme taraftarı olurken, bazıları biraz içmeyi desteklemişlerdir. Kutsal Kitap ayetlerinde net olan bir gerçek alkolün yasak olmadığı ama sarhoşluğun kesin olarak yasak olduğu gerçeğidir. Bu durumda samimi bir Hıristiyan için sınır bellidir. Şarap ya da benzeri alkollü içkileri belli toplantılarda, düğünlerde, yemeklerde kullansa bile bunu asla kendine alışkanlık edinmemeli ve aynı zamanda sarhoşluk derecesini zorlamamalıdır. Aksi takdirde Allah’ın koyduğu sınıra karşı gelmiş olacaktır. Diğer taraftan da  alkol içeni yargılamak gibi tepkiler ya da bir takım kurallar oluşturmak yine Kutsal Kitap sınırlarını zorlamaktır.

Kutsal Kitap’ta özellikle kahinlerin dini görevlerini yerine getirirken alkolden uzak kalmaları istenmektedir.[53] Kutsal Kitap’ta Nezir adağı sırasında içki yasağı bulunmaktadır ama bu belli bir süre içindir.[54] Küçük bir Yahudi dini grubu olan Rekabiler’de ise alkol tamamen yasaktı.[55] Ama bütün bu örnekler bir istisnadır.

Kısacası alkolden kaçınmak güzel bir tanıklık olabileceği gibi, alkolü düzeyli bir biçimde kullanmakta oldukça güzel bir tanıklık olabilir.

Özellikle bazı durumlarda alkolden kaçınma çok yararlı olabilir:

 

1) Bu konuda zayıf olan kardeşi korumak için: Elçi Pavlus, imanı zayıf olan kardeşi korumak amacıyla yapmakta özgür olduğumuz bazı şeyleri yapmamamız gerektiğini öğretmektedir. Bir kardeşin alkol konusunda iradesi zayıf olabilir, belki daha önceden alkolik bir geçmişe sahiptir. Bu kardeşin yanında biz rahatlıkla alkol kullanırsak bu kardeşin alkolden kurtulma mücadelesini yarıda kesmiş olabiliriz.[56]

 

“Öyleyse barışın ardından koşalım ve birbirimize karşı yapıcı olalım. Yiyecek yüzünden Allah’ın işini baltalama. Gerçekte her yiyecek yenebilir. Ama yediğiyle başkasını suça sürükleyen kişi kötülük eder. Et yememek, şarap içmemek ve kardeşini suça sürükleyecek herhangi bir şey yapmamak iyi tutumdur.”

Rom. 14:1921

 

2) Alınganlığı önlemek: Bazı kültürlerde alkol hiçbir biçimde kullanılmamaktadır. O zaman bu kültürün içinde yaşadığımız sürece çevremizdekileri kendi alkollü içeceğimizle rahatsız etmemek ilkemiz olmalıdır. Aksi takdirde kişiler biz farkına varmadan bizden uzaklaşacaklardır.

3) Denenmelere mani olmak: Yukarıda da söylediğimiz gibi kilise içinde bazı kişilerin eskiden alkolle ilgili bazı sorunları olmuş olabilir. Biz rahat bir biçimde alkolden bahseder ve alkol kullanırsak bu kişilerin yaşamında farkında olmadan bazı sorunlar oluşturabiliriz.

4) Bir kişinin ailesinde alkole karşı zayıflığın olması durumunda: Bazı kişilerin ailelerinde alkol oldukça üst düzeyde kullanılmıştır. İmanlı bir kardeş böyle bir aile mensupsa, içki kullanmamak bilgice bir davranıştır. Ama bizim sağladığımız ortamlarda kolayca alkole adapte olup ailesinin zayıf olduğu noktada kendisi de güç kaybetmeğe başlayabilir.

Yeniden tekrarlamak gerekirse inancımızda alkollü içeceklere kesin bir yasak getirilmemiştir. Bununla birlikte herkesin kendi sınırlarının bilinci içinde sarhoş olmadan alkol kullanmasına izin verilmiştir. Ayrıca imanlının başka kardeşleri sürçtürmemesine çalışılmalıdır. Bu durumda bizler özgürce, kendi kararımızla tanıklığımıza zarar vermemek koşuluyla alkollü içeceği az miktarda kullanabilir ya da hiç kullanmayabiliriz. Yeter ki, her durumda Rab’bin çocukları olduğumuzu unutmayalım ve O’na yaraşır tanıklar olalım.

 

4. KENDİ KENDİMİZİ KONTROL ETMEK

 

Mesih’in çocukları her durumda dengeli davranmayı bilen, disiplinli kendi kendilerini kontrol eden kişiler olmalıdırlar.[57] Girit adasında Titus’un görevi, Hıristiyan önderlere davranış biçimleri hakkında öğretilerde bulunmaktı:

 

“Çünkü Allah işlerini yöneten biri niteliğindeki Gözetici'nin kusursuz olması gerekir. Kendini öne sürmemeli, kanı başına sıçramamalı, içkiye düşkün olmamalı, kaba kuvvetten kaçınmalı, para canlılıktan uzak durmalı. Konuksever, iyiliksever, ağırbaşlı, adaletli, kutsal, tutkularına üstün gelen,...”        

Tit. 1:78

 

“Yaşlılara ölçülü, saygıya yaraşır, ağırbaşlı olmalarını öğütle. İmanları, sevgileri, katlanışları sağlam olsun. Bunun gibi, yaşlı kadınlara saygıdeğer olmalarını öğütle. Ne kara çalsınlar, ne de içkiye tutsak olsunlar. Erdemli tutumu öğretsinler. Böylece genç kadınlara kocalarını, çocuklarını sevmeyi öğretsinler. Genç kadınlar ağırbaşlı, suçsuz, evcimen, iyi huylu, kocalarına bağımlı olsunlar. Öyle ki, Allah’ın Sözü kötülenmesin. Bunun gibi, genç erkeklere de tutkularına üstün gelmelerini öğütle.”                                        

Tit. 2:26

Yukarıda sıralan bütün sözcüklerde bir insanı insan yapan esas unsurlar vardır. Çevremizdeki insanların bizden bereket almaları, iyi bir tanıklık görmeleri için bir Hıristiyan’ın kendinde oluşturması gereken Kutsal Kitab’a ait davranış biçimleridir. Şimdi bunlardan bazılarına birlikte bakalım.[58]

 

a) Konuşma

Daha önceki bölümlerde dilin özellikle doğru konuşma anlamında, ne kadar büyük önem taşıdığını söylemiştik.[59] Bu bölümde özellikle Allah’ı yüceltme, başkalarını bina etme anlamında sözlerimizin öneminden bahsedeceğiz. Çünkü söylediklerimiz karakterimizin aynasıdır. Dilimiz gerçek düşüncelerimizi dile getirir. Bu durumda imanlı Hıristiyanların bazı konuşma biçimlerinden uzak kalması gerekmektedir.

 

i) Allah’ın adını boş yere ağza almak: Üçüncü Emir Allah’ın adının boş yere ağza alınmamasını emretmektedir.[60] Bu çok doğrudur, çünkü Allah’ın adı bütün isimlerin üstündedir ve Allah’ın bütün karakter özelliklerini temsil eder. Bu isme her şeyin üzerinde önem ve saygı verilmelidir.

Yahudiler bu konuda çok hassastılar. Bu nedenle de Yüce Allah'ın ismini kullanmamayı seçtiler. Oysa günümüzde birçok yerde Allah’ın adını boş yere ağzımıza alıyoruz. Şaşkınlığımızı belirtirken, başkalarına kötü söz söylerken, yemin ederken.

Burada durup düşünmeliyiz. Yüce Allah’ın adını ancak O’na yaklaşırken, O’na dua ederken, O’nu yüceltirken kullanmalıyız. Oluşturduğumuz Hıristiyan konuşma biçiminde farkında olmadan bir çok kere Rab’bin adını ağzımıza alırız. Bu ağzımıza alış aslında esas anlamı itibari ile olsa sorun değildir ama çoğu zaman adeta boş bir alışkanlık şeklinde söylenmektedir.

 

ii) Kötü sözler: Bu konuda Mesih İsa’nın günlerinde din adamları uyarılmıştır. Bizlere de bu konuda uyarı vardır. Ağzımızın bekçisi olmak zorundayız:

 

“Ya ağacı sağlıklı yetiştirirsiniz, ürünü de sağlıklı olur; ya da ağacı çürük yetiştirirsiniz, ürünü de çürük olur. Çünkü ağaç ürünüyle tanınır. Engerekler soyu! Kendiniz kötü kişilerken iyi sözler söyleyebilir misiniz? Çünkü ağız yüreğin taşmasından söz söyler. İyi insan içindeki iyi gömüden iyi olanları çıkarır. Kötü insan da içindeki kötü gömüden kötü olanları çıkarır. ‘Size diyorum ki, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı gününde hesap verecekler.’ Öyle ki, sözlerin doğrultusunda suçsuz ve yine sözlerin doğrultusunda suçlu çıkarılacaksın.”                      

Mat. 12:3337

 

Dizginlenmemiş dilin sonucunda büyük küfürler, yargılar gelmektedir. Özellikle kızgınlık anında söylediklerimize çok dikkat etmemiz gerekmektedir.[61] Rab İsa Mesih aslında bize dünyanın öğrettiklerinin tersini öğretti:

 

“Ama siz dinleyenlere söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik edin. Sizi lanetleyenlere kutluluk dileyin. Size kötülük edenler yararına dua edin.”

Luk. 6:2728

 

Elçi Pavlus’ta Mesih İsa’nın öğrettiklerinden başka bir şey öğretmedi ve öğrettiği gibi de yaşadı:

 

“Sizlere saldıranlara iyilik dileyin. Evet, iyilik dileyin, lanet etmeyin.” 

Rom. 12:14

 

“Ellerimizle çalışan emekçileriz. Sövülürken kutlu kılıyoruz, saldırıya uğrarken katlanıyoruz,” 

1. Ko. 4:12

“Ağzınızdan hiçbir yarasız söz çıkmasın. Tam tersine, yapıcılığa katkıda bulunabilen, dinleyicilerin canına can katan yararlı söz neyse o konuşulsun.”

Ef. 4:29

 

Elçi Pavlus’un bu konuda öğretilerinin sürekli tekrar edildiğini görüyoruz.[62] Bir Hıristiyan için ağzından çıkanı kulağının duyması bir ilke olmalıdır. Eğer eskiden gelen kötü sözleri söyleme alışkanlığı varsa bu konunun üzerinde gayretle durması, dua ile kelam ile bunun üstesinden gelmesi gerekir.[63]

Özellikle şaka yaparken kullandığımız dil çok önemlidir. Biz Allah’ın çocukları olarak neşeli insanlar olmalıyız. Elbette şaka yapacağız. Ama şakayı yaparken bile dünya ölçüleri ile değil, kelam ölçüleri ile yapmalıyız.

 

b) Kızgınlık

Kızgınlık gerçekten duygusal ve doğal bir patlamadır. Doğal olduğu kadar oldukça zarar verici bir duygusal patlamadır. Bu nedenle imanlı bir kişi için bu davranış biçiminin de dizginlenmesi gerekir. Yeter ki, öfke günaha neden olmasın.

 

i) Kızgınlık kimi zaman günah değildir: Kutsal Kitap’ta Allah’ın kızdığı zamanları görüyoruz.[64] Seven bir Allah’ın zaman zaman kızması bize biraz tuhaf görünebilir. Ama Allah, merhameti bol ve oldukça geç öfkelenen bir Allah olarak kendisini bize tanıtmaktadır.[65] İnsanın günaha meyilli varlığı kızgınlığı kolaylıkla günaha çevirebilir. Allah’ın kızgınlığı ise günaha karşıdır. Allah kendi seçtiklerini Firavunun gazabından kurtardığında bu insanlar bir türlü tatmin olmamışlardı. Allah’ın yaptığı onca şeye karşı sürekli söylenip duruyorlardı. İşte, Allah bu noktada artık onlara kızmaya başladı. Hem imanları eksikti hem de putperestlik onları çekiyordu:

 

“Ve kavm RAB’BİN kulağında kötülükten şikayet edenler gibi oldu; ve RAB işitti, ve öfkesi alevlendi; ve RAB’BİN ateşi onlar arasında yandı, ve ordugahın kenarında olanları yedi.”  

Say. 11:1

 

“Ve İsrail Baalpeora bağlandı; ve RAB’BİN öfkesi İsrail’e karşı alevlendi.”                                                       

Say. 25:3

 

Allah’ın öfkesi kendi kutsallığından gelen bir öfkedir. Rab’bimiz Mesih İsa’nın da zaman zaman kızdığını görebiliriz. Özellikle Yahudi fanatizmine, kuralcılığına karşı; onların imansız yüreklerine karşı öfkesinin alevlendiğini görüyoruz.[66] Özellikle Allah’ın tapınağını pazar yerine çevirenlere karşı tepkisi kızgınlığına örnek oluşturmaktadır:

 

 

“İsa tapınağa girdi ve tapınakta alışverişle uğraşan herkesi dışarı attı. Para değiştirenlerin masalarını, güvercin satıcılarının koltuklarını devirdi. Onlara, ‘Kutsal Kitap'ta şöyle yazılmıştır’ dedi: 'Evime dua evi denecektir.’”

Mat. 21:1213

 

Çünkü burada önemli olan Allah’ın evinin küçük düşürülmesi olayıydı. Mesih İsa bu nedenle oldukça öfkelenmişti. Oysa kendisini tahrik ettiklerinde Rab İsa’nın tepki göstermediğini biliyoruz:

           

“Ne yerilirken yerdi, ne de işkence çekerken gözdağı verdi. Tersine, hakça yargılayanın eline bıraktı kendini.”        

1. Pe. 2:23

 

Kısacası kendisine karşı kötülük edenlerin yargısını kendi Babasına bırakmıştır.[67]

Yeremya peygamberde de Allah’ın öfkesini görüyoruz. Çünkü İsrail oğulları Allah’ın emirlerini dinlemiyorlar, Allah’ın yaptıklarını çoktan unutmuşlardı.[68] Atina’yı ziyareti sırasında entelektüel insanların putperestliğini gören elçi Pavlus’un kızdığını görüyoruz.[69] Günaha kızgın olmak aslında oldukça önemli bir şeydir. Elçi Pavlus’un Korintoslular’a yazdığı mektupta bunu belirttiğini görüyoruz.[70] Kilise içinde de aslında günaha karşı, Allah’ın yüceliğine karşı gelinmesi durumunda aynı tepkiyi, kızgınlığı göstermemiz gerekmektedir.[71] Allah’ın karşı durduklarına, adaletsizliklere, haksızlıklara bizlerin de karşı durması önemlidir. Ama bunu yaparken yine de Kutsal Kitap davranış biçimlerini esas almamız gerekmektedir.

 

ii) Öfke ne zaman günahtır: Öfke, gerçekten Kutsal Kitap’ta yazılı günahlardan herhangi birine bizi teşvik ediyorsa ve bu günahı işleyecek duruma getiriyorsa o zaman günahtır. Kain, Allah’ın kendi sunusunu kabul etmemesi sonucunda katil olacak kadar sinirlenmişti. Görüldüğü gibi Kain’in bu öfkesi onu onulmaz bir günaha sürükledi.[72] Yakup’un oğulları hakkında söyledikleri önemlidir:

 

“Şimeon ve Levi kardeştirler; Zorbalık silahları onların kılıçlarıdır. Ey canım, sen onların meclislerine girme; ey izzetim, sen onların cemiyetleriyle birleşme, çünkü onlar öfkelerinde adam öldürdüler; ve kızgınlıklarında sığırlar topal ettiler. Onların öfkesi lanetli olsun, çünkü o vahşi idi; Onların gazabı lanetli olsun, zira gaddardı; Onları Yakub ta böleceğim ve İsrail’de dağıtacağım.”

   Tek. 49:57

 

Bu iki kardeşin öfkelerinin sonuçları çok açıktır.[73] Süleyman’ın Mesellerinde bu konuya ilişkin yine oldukça önemli uyarılar vardır:[74]

 

“Hikmetli adam korkar, ve şerden ayrılır; fakat akılsız adam kibirlenir, ve kendine güvenir. Çabuk öfkelenen akılsızlık eder; ve niyetleri bozuk olan adamdan nefret olunur.”   

Sül. 14:1617

 

“Öfkeli adam çekişme çıkarır; Fakat geç öfkelenen, kavgayı yatıştırır.”                                                                      

Sül. 15:18

 

“Öfkeli olan adamla arkadaşlık etme, ve kızıcı adamla gitme; yoksa onun yollarına alışırsın, ve canını tuzağa düşürürsün.”

 Sül. 22:24

 

Rab İsa arkadaşına kızan kişinin yargı altında olduğunu söylemektedir.[75] Elçi Pavlus öfkenin günahlı doğanın bir belirtisi olduğunu söylemektedir.[76] Kontrolsüz ve kişinin kendi benliğinden kaynaklanan öfkenin çoğunlukla günah olduğu açıktır.

 

iii) Öfkeyi halletmek: İlk önce öfkenin nereden kaynaklandığına karar vermemiz gerekir. Kendi benliğimizden mi, yoksa gerçekten kutsal değerlere karşı işlenilenlere tepkiden mi? Çünkü genelde kendi benliğimizden kaynaklanan öfkede hep bencilliğimiz öne çıkar, kendimize karşı yapılan haksızlıklarda da “bana bunu nasıl yapar?” tarzında bir sorunun ardından öç alma içgüdüsü harekete geçer. İşte bu durum çok tehlikelidir. Hemen kendi içimizdeki fırtınadan ötürü Rab’be dua ve itirafla yaklaşmamız gerekir.

Öfkenin nedenini tespit ettikten sonra hemen kelama başvurmamız büyük önem taşımaktadır.

 

1) Öfkemizin günaha neden olmasına izin vermemeliyiz. Çünkü sonuçları kaldıramayacağımız kadar kötü olabilir.[77] Bu durumda yapacağımız en güzel şey sonuçların tehlikesini iyice düşünmek ve dua ile sakin olmaya çalışmaktır.

2) Öfkesini dizginleyebilen bir adam, bir kenti feth eden bir adamdan daha hayırlıdır. Bu sözün altı çizilmeli ve hiç unutulmamalıdır.[78]

3) Öfkenin çok uzun bir süre sürmesine hiç izin verilmemelidir. Kutsal Kitap öğretisine göre öfkenin üzerine güneş batmasına izin verilmemelidir.[79]

4) Öfke bir inanlının karakterine işlememelidir. Mümkün mertebe uzak kalınmalıdır.[80]

5) Öfkelenme konusunda hiç acele edilmemeli, genelde olan olayların, söylenen sözlerin sonuçları beklenmelidir. Çünkü öfke kutsal bir yaşam yaşamamız için büyük bir engel oluşturmaktadır.[81]

6) Öfkelenmek Allah’ın sonuçlandıracağı bir olaya önceden el koymağa kalkışmak gibi bir durumdur. Çünkü yargı Rab’be aittir. Bu hiç unutulmamalı ve kendi kendimize bir takım öçler almaya kalkışılmamalıdır.[82]

 

Görüldüğü gibi kutsal nedenlerle kişinin öfkelenmesi doğrudur. Ama samimi bir Hıristiyan için öfkenin nedeni gerçekten Kutsal olan Rab’bin değerlerine karşı gelinmesi olmasıdır. Bir Hıristiyan’ın kendi için öfkelenmesi, öç almaya kalkması, kötü sözler söylemesi aslında düşünülemeyecek bir durum olmalıdır. Çünkü her şeyin sahibi Allah, kötülükler karşısında öcün de sahibidir. Bu durumda imanlı bir Hıristiyan’a düşen sabırla sonucu Allah’a emanet etmektir. Öfkelendiğinde öfkesinin günaha yol açmadan sonuçlanmasına ve çabucak geçmesine önem göstermelidir.

 

c) Oburluk

Yeme içme gerçekten Allah’tan gelen bir berekettir. Yemek yeme, yemek yemeden zevk alma bir günah bir suç değildir.[83] Bununla birlikte açgözlülük, oburluk günahtır. Doğal olarak bu tarz alışkanlığın sarhoş olmakla da alakası vardır